Toki – Ege

1.ÖDÜL

TOKİ KONUT SİSTEMATİĞİ

“Geçmişin belleği ve kimliğini dikkate alarak kentleri algılamak, kentlerin geleceğini doğru kurgulamanın vazgeçilmez koşuludur. Geleneksel Türk Mimarisi kent dokusu her bölgede farklılık gösterir. Bu farklılıklar bölgenin iklim özellikleri, insanların yaşam koşulları, gelir kaynakları, kültür ve yaşam tarzlarıyla doğrudan ilişkilidir. Uzun yılların deneyimleriyle meydana gelen geleneksel mimari, çevreye zarar vermeden konfor koşullarını sağlamıştır.

Gelişmekte olan Türkiye’de hızlı nüfus artışı ve köyden kente göçler sonucu ortaya çıkan yoğun konut talepleri plansız yapılaşmanın kaynağını oluşturmuş, hızlı yapılaşma, gelişen yapım teknolojileri ve değişen yaşam koşulları nedeniyle geleneksel mimariden uzaklaşılmış, bu durum ise kimliksiz yapıların oluşmasına neden olmuştur.”

Bu noktada, tasarımın ana kurgusu, Ege Bölgesinin iklimsel özellikleri, insanlarının yaşam koşulları, ölçek gibi kavramlar sorgulanarak oluşturulmuştur. Günümüz kent yaşamındaki insan ölçeğinden uzaklaşma ve içe kapalılık, komşuluk ilişkilerinin minimize edilişi gibi aslında kentlinin ana problemlerinden olan olumsuzluklara çözüm getiren bir tasarım anlayışı benimsenmiştir.

KONUM

Tasarım alanı, yoğun eğimin hakim olduğu, manzara yöneliminin batı olduğu bir noktadadır. Bu veriler Ege bölgesi iklimsel verileri ile birleştirildiğinde, Ege Bölgesine ait İmbat etkisi altında kaldığı öngörülmektedir. Geçmişten günümüze kent planlamasında önemli bir yeri olan rüzgar faktörünün kent planını en çok etkilediği bölgelerimizin başında Ege Bölgesi gelmektedir. Bu bölgenin kentsel planlama geçmişi incelendiğinde özellikle sıcak yaz mevsiminde denizden karaya esen rüzgar olan İmbatın kent planını yönlendirdiği görülmektedir.

MEKANSAL OLUŞUM

Tasarım alanındaki yoğun eğim problemine, bölge konut dokusunun önemli tipolojilerinden birisi olan  “Teras Ev” kavramı ile çözüm getirilmiştir. Farklı kotlarda konumlandırılan konut birimleri, eğim ile paralel şekilde biraraya gelerek arazi ile bütünleşmektedir. Bu noktada, konut birimleri arasında oluşturulan ve bölgenin konut tipolojisinde önemli yeri olan “Hayat” ları birbirine bağlayan taş geçitler önerilmektedir. Komşuluk ilişkilerinin güçlendirildiği bu karşılaşma mekanları, farklı kotlarda konut birimlerini birbirine bağlayan bir ağ olan taş geçitler ile zenginleştirilmektedir.

YOĞUNLUK

Arazide genel tasarım kararı olarak minimum yerleşim (0.65 Emsal) verileri benimsenmiştir. Buna sebep olarak, günümüz kentlerindeki düşey yerleşim ve insan ölçeğinden uzaklaşma problemleri öne çıkmaktadır. İnsan ölçeği ile uyumlu, yatayda gelişen konut dokusu, arazi ile uyumlu olarak kotlanmaktadır.

Yapı ve alt birimleri oluşturulurken, bölgenin sahip olduğu potansiyeller göz önünde bulundurularak sade ve dingin bir mimari dil benimsenmiştir. Ekolojik sürdürülebilirlik kavramı irdelenerek, yerel bir malzeme olan taş, mimari dili zenginleştiren bir eleman olarak ele alınmıştır.

Geniş saçakları, açık terasları ve hayatları ile zenginleştirilen konut dokusu, geçmiş kent dokusundaki sosyolojik sürdürülebilirlik kavramı ile yeniden yorumlanarak gelenekten geleceğe uzanan sürdürülebilir bir tasarım anlayışı ortaya konulmuştur.